
Akdeniz Bölgesi'nde yer alan minik bir sahil kentidir Kaş. Tarihta adı "Antiphellos" olarak geçen Kaş, Türkiye'nin en özel yerlerinden birisi bana göre. Neden mi ?
Nedeni oldukça basit aslında. Kaş, tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Hitit İmparatorluğu, Likyalılar, Persler, Makedonya İmparatorluğu, Bergama Krallığı bunlardan sadece birkaç tanesi. Dolayısıyla Kaş'ta sayılamayacak kadar çok tarihi esere rastlamak mümkün. Bunların içinde en belirgin ve dikkat çeken kalıntılar, Kaş'ın merkezinde de yer yer rastlanabilen Likyalılar'a aittir. Likyalılar'a ait olan bu kalıntıların en başında lahitler yer alır. Lahitler; üst kapak, hazine ve naaş olmak üzere üç kısımdan meydana gelir. Lahitlerin üç kısım olarak tasarlanma nedeni; Likyalıların denizci ve ticaret yapan bir toplum olduklarından kaynaklanır. Likyalılar, öldükten sonra tekrar dünyaya döneceklerine inanan bir uygarlıktı. İnanışlarına göre, dirilen naaş, kendisine ait olan hazineyi alıp, denize geri dönecekti. Bu sebepten ötürü, lahitler hep deniz kenarlarında yer alır. Kaş'ta da iskele ve Kalkan'a giden sahil yolunda bu lahitlere rastlamak mümkün. Bu lahitler sayesinde Kaş, kendini diğer sahil kentlerinden oldukça farklı kılar.
Kaş'ın bu orjinal görüntüsü dışında, Türkiye'nin en gözde dalış mekanı olması da dikkatleri ayrıca üzerine çeker. Olağanüstü bir su altı dünyasına sahip olan Kaş, her yıl binlerce yerli ve yabancı dalgıcı misafir eder. 8-9 Temmuz 2006 tarihinde National Geographic dalgıçları olarak biz de Kaş'ın bu inanılmaz su altı dünyasını keşfetmeye gittik.
Kaş'ta Neptün Reef, Mavi Batık, Likya Batığı, Feneraltı, Hidayet Koyu, Kanyon, Uçak Batığı gibi birçok dalış bölgesi bulunur. Biz ilk olarak Hidayet Koyu'nda dalış yaptık. National Geographic Diver eğitimlerinin çoğunu burada gerçekleştirdik. İkinici dalış bölgemiz, 3 Kayalar'dı. Burada da son eğitimimizi tamamladık. Tabi ki bu dalışlarımız sadece eğitimden ibaret değildi. Eğitim yaptığımız yerlerde de gezdik ve sayısız balıkla karşılaştık. Bunlardan ilki her dalgıcın görmekten mutlu olduğu, Orfoz'du. İkinci gün tam anlamıyla National Geographic grubunun keşif günüydü. Tabi ki ilk durağımız Kanyon oldu.
Kanyon, Kaş'a gelen her dalgıcın görmesi gereken bir yer. Kanyon, Kovan Adaları'nın (3 adacık) hemen sağ tarafında yer alır. Bizim teknemiz, Kovan Adaları'nın sağ tarafındaki iki adacığın arsında demirliydi.(Bknz: Harita) Tüm National Geographic dalgıçları hazırlıklarını tamaladıktan sonra, teker teker suya atladı. Asutay Akbayır liderliğinde dalışımız böylece başlamış oldu. Tekneden 20 metre kadar uzaklaştık. Büyük bir kayanın önünde durduk. Asutay hoca önde olmak üzere, hepimiz sırayla kayayı geçmeye başladık Bu kaya, bir barikat görevi üstlenmiş gibiydi. Çünkü kayanın hemen arkasında akıntı başlıyordu. Akıntıya kapılıp gitmemek için kayalara tutunarak yavaş yavaş ilerlemeye başladık. Kanyon'a vardığımızda manzara inanaılmazdı. Mavinin her tonunu içinde barındıran bir kocaman yarık. İlk başta ürkütücü görünse de gerçekten yaşanması gereken büyük bir heyecan veriyor Kanyon. Derinliği yaklaşık 18 metre, genişliği ise 10 metre kadar. Her dalgıç sırayla kendini o 18 metrelik boşluğa yavaşça bıraktı. Ben Kanyon'a giren dördüncü dalgıç olduğum için, aşağıya kuş gibi süzülen dalgıçları izleme fırsatını da bulmuş oldum. Bu da dalışa ayrı bir güzellik kattı doğrusu. İki duvar arasından aşağıya indik. İndikten sonra ileri doğru gittiğimizde saç batık (Pamuk Batığı) ile karşılaştık. Batıklar, tarihin vazgeçilemez izleri olduğu için tabi ki hepimize inanılmaz dakikalar yaşattı. Biz orda başka bir dünyaya kapılıp gitmişken, Asutay hocanın Lahoz sürüsünü göstermesiyle kendimize geldik:) Otuz dört metreye kadar indiğimiz bu dalışın hemen ardından 2 saatlik bir mola verdik. Yemeklerimizi yedikten sonra Kanyon Adası'nın sol burnuna dalış yaptık. Bu bölgede gerçekten çok ilginçti. Çünkü orada da bizim yaşadığımız yer gibi kurulu bir düzen var gibiydi. Pinnalar bile büyükten küçüğe doğru yan yana sıralanmıştı çoğu yerde. Daltonları andırıyorlardı. Belki de saygı gibi birşeydi bu bizim tabirimizle. Suyun altındaki henüz adını bulamadığımız otlar, kocaman bir ormanı andırıyordu. Biz tüm bu güzelliklerin arasında kaybolmuşken, kocaman bir caretta caretta'yı az kalsın görmeden gidiyorduk. O da bizim gibi kendi dünyasında kaybolmuş gibiydi. Kocaman bir kayanın altında dinlenmeye çekilmişti. Yanına gittik. Şaşkınlık içinde biz ona bakarken, o da bize aynı şaşkınlıkla bakıyordu. Rahatsız olduğunu hissettik ve sessizce yanından ayrıldık. Son dalışımızın son dakikalarında bu kocaman caretta caretta'yı görmek bizi onurlandırdı. Ve onun gibi birçok deniz canlısını; Deniz Anası, Deniz Lalesi, Şakayık, Lahoz, Tekir, Karagöz... bunlardan sadece birkaç tanesi.
Yolunuz birgün Kaş'a düşerse, Kanyon'a dalış yapmadan gitmeyin derim ben.
Hepinize iyi nationallar :)